Cumartesi 22 Haziran 2002 (Milliyet) (ÇETİN ALTAN)

8 Ocak 2014 Seyir Defterim  Yorum yok

Cumartesi 22 Haziran 2002
(Milliyet) (ÇETİN ALTAN)


Merhaba ey 76!
Yılın en uzun günleri… Önümüzdeki pazartesiden itibaren, yeniden ufak ufak
kısalmaya başlayacak
Bundan 75 yıl önce, yılın en miniskül gecesinde doğmuşum, saat 23:30′da…
Doğrusu hiç aklıma gelmemişti, yüzyıllık bir takvimin dörtte üçünü tüketip, arkamda
bırakacağım.
Gençken ömür gölünün öteki kıyısı, o kadar uzaklarda görünüyor ki… Ve o kıyıya
yaklaştıkça, çok yakın görünüyor arkada bıraktığın kıyı. Kıyıları her yolcusuna göre değişip
duran, büyülü bir sudur ömür gölü…Hayatta, babam gibi, adımın altına yazacağım ve terfi ettikçe de değiştireceğim,resmi bir kimliğim olmadığı için; büyümeden yaşlandım
bazen düşünüyorum Hayat bana ne öğretti, diye…
Pek bir yanıt bulamıyorum. sadece gözlemim o ki, bedelini ödemeden geçemiyorsun ömür
gölünü. ya bedelini peşin peşin ödeyerek yaklaşıyorsun öteki kıyıya; ya öteki kıyıya bedelsiz
yaklaşmaya kalkıyorsun ve kabaran dalgalarıyla göl, mutlaka senden çıkartıyor geçişin bedelini
bazen “başarı nedir”, “mutluluk nedir” soruları da takılır aklıma. Ömür gölünden
geçerken gördüm ve anladım ki, insanlar bu tür soyut kavramların tanımlanmasıyla pek
ilgilenmiyorlar.
örneğin kimi servet sahibi olmayı başarı zannediyor, kimi politik paye sahibi
olmayı.
Bana sorarsanız “başarı”nın çıtası çok daha yüksek.
“Kimseye yalan söyleme ihtiyacını duymayacak bir düzeye erişmiş olarak yaşamaktır
başarı; dürüst olduğundan ötürü değil, ihtiyaç duymadığından ötürü”. Picasso, yahut Einstein; kime
karşı duyacaktı ki, yalan söyleme ihtiyacını?
“Mutluluk ise, sevdiğinle zamanı süresiz unutmaktır” bence…
“Başarı”yla “mutluluk” da pek beraber olmuyor. Mutlular, boş veriyorlar, zamanı
başarıya doğru kanatlanarak unutmaya…
Bana sorarsanız “yazı”nın da çıtası yüksektir. Ömür gölünü “yazı”ya layık olma
çabalarıyla geçmiş bir kalemin: amacına erişip erişmemiş olduğu, ölümünden 200 yıl sonra
somutlaşır. Boccacio gibi, Moliere gibi, Goethe gibi vs.Ne yazık ki bizim, “nesir edebiyatı”nda böyle bir geçmişimiz yok. Tıpkı “gazete
kültürün”nde de olmadığı gibi…Ve yine bendenize göre, ömür gölünü geçerken sevdiğin işle uğraşmaktan aldığın
lezzet; ondan sağladığın kazancı harcarken aldığın zevkten daha büyükse, pekala “yaşamış”
sayılabilirsin. “Varlıklı” olma haşmetiyle gözleri kamaşanlar, görmeyebilirler “var olma”
nakışlarının gizli tadını..
Evet, bazen düşünüyorum:-Hayat bana ne öğretti, diye.Doğrusu pek yanıt bulamıyorum.
Yahya Kemal’e de hak veriyorum:
“Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile, avunmak istemeyiz böyle bir
teselliyle”
Eski Roma saatlerinin üstünde Latince şöyle bir söz varmış; “Ultima forsan”, saate
bakıyorsun “Sonuncusudur belki”.
Yine eski Roma saatlerinin üstünde yazan, Latince bir söz daha var; “Vulnerant
omnes, ultima necat”, “Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür” anlamında…Melodrama doğru kaymak istemem ama bazen ömür gölünün öteki kıyısına nasıl çıkacağım
da takılıyor aklıma. öldükten sonrası korkutmuyor beni, geçiş anı takılıyor aklıma… şimdiye dek kimsenin, ne duyduğunu açıklayamadığı geçiş anı…
Bakalım Senegal maçının sonu ne olacak?
Ola ki bir yaş günü armağanıyla biter bendenize..

ÇETİN ALTAN

Simdi Cevaplayın

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>